HASAN CUNEYD ZAPSU

19 Kasım 1956, İstanbul

Alman Lisesi öğrenim yıllarınız:

1967-1974

Alman Lisesi sonrası eğitiminiz:

İstanbul Üniversitesi İşletme ve Münih LMU İktisat

Eserleriniz:

3 Kız Çocuğu

Yabancı diliniz:

Almanca, İngilizce

Eşinizin adı:

Beyza

Eşinizin mesleği:

Genç Hayat Vakfı (GHV) Başkanlığı

Çocuklarınızın isimleri:

Hande, Ayşe, Elif

Ailenizdeki başka Alman Liseliler:

Kardeşlerim G. Abdülaziz Zapsu, Gülgün Zapsu,  kuzenlerim: Ali Atay, Ezel Geylan (İzgi)

E-posta adresiniz:

info@czapsu.com

Meslek dışı çalışmalarınız:

Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD), Üye 1986 – halen
İstanbul Fındık ve Mamulleri İhracatçılar Birliği, Başkan 1987 – 2001
Yabancı Sermaye Derneği (YASED)-İstanbul 1989 – 2006
World Economic Forum (WEF)-Cenevre, Üye 1994 – halen
Türk-Amerikan İş Konseyi (TAİK), Yürütme Kurulu Üyesi 1994 – halen
Alman-Türk Endüstri ve Ticaret Odası-İstanbul 1995 – 2002
Türk-Alman İş Konseyi-İstanbul, Yürütme Kurulu Üyesi 1996 – halen
Uluslararası Kabuklu Yemiş ve Kuru Meyve Konseyi (INC), Yönetim Kurulu Üyesi 1996 – 2001
Uluslararası Kabuklu Yemiş ve Kuru Meyve Konseyi (INC), Başkan 2002 – 2007
Uluslararası Kabuklu Yemiş ve Kuru Meyve Konseyi (INC), İcra Kurulu Üyesi 2007 – halen
Fındık Tanıtım Grubu (FTG), Kurucu Eş Başkan 1997 – 2001
Dünya Fındık Konseyi – New Jersey, Kurucu Eş Başkan 1997 – 2001
TESEV Türk Ekonomik ve Sosyal Eğitim Vakfı, Yüksek Danışma Kurulu Üyesi 2000 – 2015
Adalet ve Kalkınma Partisi-Ankara, Kurucu, MKYK Üyesi, Genel Başkan Özel Asistanı ve Veri Koordinatörü 2001 – 2008
Genç Hayat Vakfı (GHV)-İstanbul, Kurucu ve Denetim Kurulu Üyesi 2008 – halen
İstanbul Üniversitesi Mezunlar Derneği (İFMED) Danışma Kurulu Üyesi 2010 – halen
Uluslararası Antalya Üniversitesi, Mütevelli Heyeti Üyesi 2011 – 2017
Alman Liseliler Derneği ve Alman Lisesi Yönetim Derneği Üyesi-İstanbul 2014 – halen
Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları Derneği (PODEM), Kurucu ve Başkan Yrd. 2015 – halen
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)-Istanbul, Yönetim Kurulu Üyesi 2015 – halen
The Performance Theatre (TPT)-Londra, Danışma Kurulu Üyesi 2016 – halen
Cevapları görebilmek için soruların üzerlerini tıklayınız.
Alman Lisesi’ne giriş hikâyeniz nedir?

1967’de, ailem ile Münih’ten kesin dönüş yaptık. Almanca ve matematik imtihanlarını geçerek, hazırlık sınıfından muaf tutuldum ve 6-A’da başladım.

Alman Lisesi’nde nasıl bir öğrenciydiniz?

Orta ile iyi arası yeterliydi, bir tek Abitur senesi, mecburen gaza bastık.

Alman Lisesi’nde en sevdiğiniz ve en sevmediğiniz dersler nelerdi?

Aslında ders değil, hoca idi mesele hep. Ama Biyoloji’ye karşı, her zaman daha bir fazla ilgi gösterdim.

Unutamadığınız öğretmen kimdir?

Çook, Cahide Hanim, Medoş, Rüştü Bey ve tabii ki Dr. Müller, Reito….

Alman Lisesi’nde ders dışı faaliyetleriniz nelerdi?

🙂

Sıra arkadaşınız kimdi?

İlk seneler, Tarık Akyol ve Eren İnönü, sonra Cem Boneval, Vehip Kaçı, Sema Sevgen, Lebriz Eran… Son senelerde, derse göre değişirdi.

Alman Lisesi’nde okurken geleceğe dönük idealleriniz, planlarınız, hayalleriniz nelerdi?

Avustralya’ya göç etmek,  yalnız, uzakta yaşamak.

Sizin öğrencilik yıllarınızda dönemin koşulları nasıldı? Ülkenin ve okulun şartlarını şimdiyle nasıl kıyaslarsınız?

Öğrencilik yaptığım yıllardaki koşulları bugünkü ile kıyaslamak gerekirse, sayfalarca yazmak, saatlerce konuşmak gerekir. Daha dün yeni dediğimizi, bugün beğenmiyor, “güncelleme yapmıyor” diye değiştiriyor veya çöpe atıyoruz. Hayatlar, ilişkiler de böyle oldu. Genel anlamda refah düzeyi, alım gücü, eğitim seviyesi ve yaşam standardı, o dönemlere kıyasla tabii ki daha yüksek, ama bu bizi daha mı mutlu kıldı? Koşullarımız kesinlikle daha iyi, daha hızlı seyahat ediyor, görüntülü telefon konferanslar ile 4 kıta ile toplantılar yapıyor, yemeği, kıyafeti internetten sipariş ile alıyor, okullardan yine internetten mezun oluyoruz. Peki tüm bunlardan kazandığımız zamanda ne yapıyoruz? Ahbaplık, arkadaşlık, dostluk, aile birliğine mi harcıyoruz? Ne yazık ki hayır. Daha az huzurlu bir dünyadayız. Ben şükrediyorum ve elimden geldiği kadar bildiklerimi aktarmaya çalışıyorum.

Gelelim o dönemleri yaşamamış olanlara: Gençlerin tabiatıyla başka değerleri var.  Bugün sosyal medya üzerinde yaşanan hayatlar, bugünün gençlerinin öğrendiği bir yaşam tarzı, bizim yaştakilerin değil! Biz hep birlikte oturur, Cemlerde yemek yer, (tek kanal) TRT’den Uzay Yolu seyrederdik. Bir kız arkadaşımızı evine bırakmak için gece yarısı üç dolmuş değiştirirdik. Bunlar, Whatsapp’da yazılmış iki kelime ve iki smiley ile aynı mı?

Alman Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarınıza dair unutamadığınız, yıllar geçse de hatırlayıp, yâd ettiğiniz (olay, anı, kişi vb.) neler var?

Herkes gibi çok var. Pek çok… Hangisini anlatsam bilemedim 🙂 . Çocukluktan gençliğe geçiş dönemindeki anılar gibisi var mı?

Galiba 7 ya da 8. sınıftan sonra, sınıf mümessili olarak, bilhassa Alman Hocalarla mecburen çok haşır neşir olurdum. Bir karlı günde, ki o zamanlar İstanbul’a çok daha az kar yağardı, bütün sınıf, ama herkes, hatta bir çok başka sınıf da Taksim’de buluşup Dolmabahçe ve Maçka Parkı gitmiş, yani “okulu kırmıştık”. Ertesi gün bir Alman Matematikçi olan sınıf hocamız, tüm sınıfı disipline çıkarmak isteyince, “burası Almanya değil, İstanbul’da kar olmaz, olunca da, evet, tüm sınıf bunu kutlamak istedik ve okula gelmedik. Bizim ebeveynimiz bize sizden çok daha fazla anlayış gösterir ve siz bunu yaparsanız emin olun hepimiz teker teker sizlere hasta raporu getirmesini de biliriz…” şeklinde kafa tutan belki 13-14 yaşında bir çocuktum – sanırım hala da düşündüğümü söyleyebiliyorum… Ama daha sonraları hocalarla birlikte çiçek pasajı… hatta aramızda toplanabilelim diye Cumartesi akşamları kilisenin toplantı odasını açan Protestan papaz… Bir gün, toprağı bol olsun, okul müdürümüz Herr Anstock’un, sınıfa gelip ertesi gün Ankara’dan müfettiş geleceğinden (hatırlayan hatırlar, Teutonia’daki Fasching resimleri bir magazin gazetesine çıkmıştı) sınıftaki (oldukça karışık anlatmayayım simdi) posterleri kaldırmamızı, düzgün kıyafet giymemizi, eteklere dikkat etmemizi, hatta saçları çok uzun olanların okula gelmemesini resmen “rica” etmesi…  Güzel insanlardı onlar. Bugün gördüklerim ne yazık ki sanki farklı…

Şu an sahip olduğunuz hayat tecrübesi ile o günlere, öğrencilik yıllarına dönmek mümkün olsa, neyi farklı yapardınız?

Herkesin, her yaşını kendi yaşaması gerekir, çünkü her yaşın, çocukluğun, gençliğin, algısı, güzelliği de farklıdır. O yüzden de, şu anki tecrübem ile o zamana dönmem hiç hoş olmaz. Allah’a şükür, zaten çok fazla pişmanlık duyduğum şey de yok.

Alman Lisesi’nden sonra öğreniminize nasıl devam ettiniz?

Başta yazdığım gibi, önce İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde (Beyazıt Üniversite Merkez Binası’nın yanı) asıl Türkiye’yi öğrendim. Alman Lisesi’nde, bizler bir fanusta yetişiyormuşuz. Mezun olduktan sonra, direkt yurt dışına giden arkadaşlarım, bence bundan, yani hakiki Türkiye ile tanışmaktan mahrum oldular. Akabinde Münih’de Ludwig Maximillian Üniversitesi İktisat ki, orada paralel iş hayatına geçtim ve uzun müddet de kaldım.

Alman Liseli oluşunuzun size ve kariyerinize neler kattığını düşünüyorsunuz?

Warum? Her şeyi sorgulamayı, tartışmayı ve olduğu gibi kabullenmemeyi öğrendim. Aslında her şeyi Alman Lisesi’nde gördüm, üniversiteler sadece mesleki gerekliliklerdi: Muhasebe, İstatistik vs.. Genel kültürü (Led Zeplin) Alman Lisesi’nde aldım. Buna İstanbul Beyazıt’ta ise Türk kültürü eklendi.

Alman Lisesi’ni Alman Lisesi yapan olgular nedir? Okulumuzu diğerlerinden ayıran özellikleri nasıl tanımlarsınız?

Ne yazık ki, şu anda öyle bir olgu olmadığı kanaatindeyim. Günümüz teknolojisi ile iyi değil, çok çok iyi Almanca öğretilebiliyor olunması lazım. Bizler, Almanca düşünmeyi öğrenmiştik, bilmiyorum hala öyle mi? Konuştuğunuz, öğrendiğiniz dil ile düşündüğünüzde, beyniniz buna göre size yön veriyor. Belki, bu sayede bizler, hala Almanlar gibi analitik düşünebiliyoruz. Bunu her gün ama her gün şükür ki kullanıyorum.

Abitur yaptınız mı? Bunun size nasıl bir katkısı oldu? Bu sistemi nasıl değerlendirirsiniz?

Tabii ki yaptım ve Abitur yapmamak kadar yanlış bir şey olduğunu sanmıyorum. Olur mu öyle şey, 8 sene uğraş, çabala, sonra da Abitur yapma…. Ludwig Max’a girdiğimde, Alman Lisesi 1974 mezunu olduğumu duyunca, hiç bir imtihan sınav olmadan aldılar. Bakalım, bugünkü mezunlar sınavsız LMU’ya girebiliyorlar mı? Sanmıyorum.

Alman Liselilik ruhu hakkında neler söylersiniz? Var olduğunu düşünüyorsanız, ifadesi nedir? Sizce geçmiş ve bugün arasında farklılıklar gösteriyor mu? Bu ruhun yansıttığı belirgin değerler olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa nasıl oluşturulabilir, ya da oluşturulabilir mi?

Ne yazık ki, pek yok. Ben, zamanında siyasette de, iş hayatımda da, yanıma mümkün olduğu kadar Alman Liselileri alarak doğru yaptığımı sanıyorum. Düşünce tarzımız, beynin çalışma tarzı aynı. Ama, ruh dediğiniz ne yazık ki, okulumuz tarafından düşünülmemiş, bir Robertli gibi olamıyoruz… Olabilir miyiz? Tabii ki evet. Okul İdaresi’nin etraflıca düşünüp, bunu planlaması ve hayata geçirmesi lazım ki, bu kıymetli markayı biz de mezunlar olarak destekleyebilelim! Tornalar, çok iyi bir ürün çıkarıyor – servisi yok, tamir bakım hiç yok! Bugün ise, okul idaresi, mezunlardan beklemeyip üzerinde çalışıp mezunlara teslim etmesi gerekir. Her yerde bu böyle olmuştur, çünkü neticede okulun geleceği de buna bağlıdır.

Edindiğiniz kariyerde ve halen bulunduğunuz pozisyona gelmenizde eğitimin yanı sıra, hangi etkenlerin yolunuzu açtığını düşünüyorsunuz?

Düşüncelere, fikirlere sınır konulmaması, hiç bir şekilde hiç bir şeye ön yargılı olunmaması ve dolayısı ile objektif bakış… Bunu, bir çocuğa, ancak küçük yaşta aile verebilir. Eğitim kurumları, verilmiş olanın üzerine inşa eder. Şükür ki, benim ailem bunu bana verebildi. Kürt ile Rumelili’yi bir araya getirdiğinde ve bunları 1960’ların başındaki Almanya’ya, azınlık olarak gidince, bu çıktı.

Bugün Alman Lisesi’nde öğrenim gören ya da ileride görecek olan gençlere tavsiye ve önerileriniz neler olur? Onlara hangi sektörleri hedef alan eğitimleri tavsiye edersiniz?

İnsanları hoş görmeyi değil – o yetmiyor – sevmeyi denemeleri, bunun için de ön yargının bir kenara bırakılması lazım. Hiç bir zaman “biz üstünüz” şeklinde düşünmeyip, herkesi, her kesimi anlamaya çalışmak… o zaman, hem her şeye açık olunuyor ki başarının en önemli etkenidir açık olmak, hem de daha önemlisi, mutluluğa adım atılıyor. Tabii ki, yüksek teknoloji. Mühendislik yine öne çıktı. Düşünün ki, artık düşünen makineler gelişti, yani aynen Terminator filmine doğru inanılmaz bir süratle giderken, buna ayak uydurabilecek sektörlere girmek mecburiyetindeyiz. Önümüzdeki, çok değil, 5-10 senede dahi, çok ama çok şey değişeceğe benziyor… İmkanı olan satranç öğrensin, bilen geliştirmeye çalışsın. Orada zaten karşındakinin ne düşünebileceğini, ne gibi reaksiyon verebileceğini öğrenip hayat boyu da kullanabilirsiniz…

VEHİP KAÇI SORUYOR
Öğrencilik sürecinde, liderlik özelliği kuvvetli, fakat buna rağmen sosyal yetenekleri kalburüstü belirgin arkadaşımızdın. Bu iki kabiliyetini, hangi alanlarda kullanabildin ve aslında birbirine karşıt olan özelliklerini, ömründe denge verebildin mi?

Bu iki özellik, bence birbirine karşıt değil, birbirini bir şekilde tamamlayan olarak baktığımda, şu anki “bir miktar” dengesizliğimi, anlayabiliyorum. Cidden, evet halen aynı şekilde devam ediyor. İlki, büyük bir yük, ikincisi de bu yükün getirdiği stresi azaltma yolu olarak devam ediyor, herhalde.

Yurt dışını bilen arkadaşımızdın. Uluslararası tecrübelerinin olduğunu varsayarak, yılın 2-3 ayini geçirmek istediğin veya bu süre için yerleşmeyi düşünebileceğin yer neresi?

Memleketimden ayrılma mecburiyeti olmasa dahi, tabi ki ikinci vatanım Münih Bavyera’dır (Almanya değil!). Ancak, her şeye rağmen, kafamı kuma gömüp 2 – 3 ay ABD’de de çok rahat edebilirim. Belki, buna en büyük sebep de, stresle aramdaki büyük saat farkıdır. Tabi ki kişi başına düşen km kare daha yüksek olması, yani ferahlık, herkesin yabancı kökenli olması da etkili, ancak mesela New York’ta kesinlikle yaşayamam.

Eski sınıfımızdaki arkadaşların en büyük kısmı otomobil meraklısıydı. Senin, bu merakın hangi yönde gelişti?

Ne yazık ki, Türkiye’de uzun süredir kendim araç kullanamıyorum. O yüzden, sadece amortisörün gücü ve arka tarafın rahatlığına bakabiliyorum, ama tabi ki merakım olduğu gibi devam ediyor. Eskisi gibi, örneğin bir Porsche veya Ferrari’ye binmeme kemiklerim izin vermese de, zaman zaman yüksek araç kiralayıp, araç kullanma zevkini alıyorum.

Alman Lisesi öğrenciler arasında bağlar (bizim zamanlarımızda) Türkiye’deki diğer okullara nazaran biraz daha zarifti. Eski arkadaşlarla veya hocalarla bağların ve ilişkilerin var mı?

Sorudaki “zarif” kelimesi yazıldığı şekilde doğru, ama yanlışlıkla “zayıf” yerine yazılmış ise ne yazık ki öyle de… Benim, son birkaç senede gördüğüm Dr. Müller dışında, ne yazık ki hiçbir hocamla, Türkiye’deki hocalarım dahil, temasım kalmadı. Bu da, kesinlikle benim hatam. Aynı şey, arkadaşlarım için de geçerli. 40. Yıl organizasyonunda, herkesi bir arada görme şansım oldu, keşke bunu devam ettirebilsek. Zaten, hepiniz e-posta adresimi gruptan dolayı biliyorsunuz, eğer benim gibi arzu eden varsa, hiç olmazsa bizim sınıf, bir mesaj atarsanız, ben hepinizi bir akşam katılımcı adedine göre yemeğe davet etmek isterim. Ağabeyim Aziz, her ay Boğaziçi grubuyla yemekler düzenleyip bir araya geliyorlar: Kıskanıyorum!

Acaba, ailenin fertlerini, Alman lisesi'ne kaydettirmeyi düşündün mü?

Ne yazık ki, büyüme çağlarında Almanya’da olan üç kızımı da, orada zamanında, benim ilkokulda yaşadığım yalnızlık ve sıkıntıları çekmelerini istemediğim için, International School’a verdim. Almanca’yı zaten biliyorlardı, Amerikan tedrisatında okudular. O yüzden, ne yazık ki buraya döndüklerinde de ortaokul ve liseyi International School’da okudular. Tabii ki Alman Lisesi’ni denedim, fakat International direkt sorgusuz sualsiz aldı.

Her okulun, her sınıfın bir kültürü var. Alman Lisesi'nin veya eski sınıfımızın kültüründen benimsediği parçacıklar var mı?

Beni etkileyen, bilhassa Dr. Müller ile birçok zaman karşıt fikirlerde olduğumuz halde, beni adam yerine koyup tartışabilmesi, talebesi olduğum halde, benim zıtlıklarıma saygı göstermesi… Tahmin edip umuyorum ki, bizim sınıf, başkalarına nazaran bu kültürü, yani her fikre açık olabilmeyi, benim yapmış olduğum gibi benimsemiştir.

Beraber, spor derslerinden korkardık. Bu konudaki kabiliyetlerimiz kısıtlı idi ve maç seyretmekten pek de ileri gitmezdi. Sınıflar arası turnuvalarda, gol atmada hep sonuncu olurduk. Spor konusunda, herhangi bir gelişme var mı acaba?

Soruyu soran arkadaşım bir sefer hariç, hep yenildiğimizden bahsetmiş, çok doğru, ama sadece seyrettiğimizi ima etmiş, halbuki daha da kötüsü oluyordu, oynayıp yeniliyorduk! Şu anda, acayip bir spor dalı geliştirdim. Bana sorduklarında cevabım; “bir gate runner’ım”. Gate’ten gate’e koşuyorum ve bunda da oldukça başarılıyım.

Alman Lisesi mezuniyetinin, geçmişte sana, engel veyahut yararı olduğu durumlarla karşılaştın mı?

Hiçbir engel hatırlamıyorum. Aksine, Alman Liseli olmak, bana her zaman her yerde öncelik sağlamış, saygı ile karşılanmışımdır. Hatta, o kadar ki, sınıf arkadaşlarım çok iyi bilir, Almanya’da Münih Ludwig Maximilian’a girerken, Alman Lisesi dediğim zaman, o kadar iyi biliyorlardı ki, listeye bile bakmadan, tek bir soru sordular; “kaç mezunusunuz?”. Bizden sonra Abitur’un kalktığını ve benim gibi otomatik giriş olmadığını sekreterya bile biliyordu.

SEMA SEVGEN SORUYOR
Alman Liseli olmak senin için ne anlam taşıyor, bu ruhu yaşantına yansıtabildin mi?

Tabii ki yansıttım, insan olarak duygusallığıma, Alman Lisesi, mantık ve analitik düşünceyi kattı, yani tam bir bipolar durum. En duygusal halimde bile, acayip analitik hareket edebiliyorum. Bazıları (akrep) burcundan dolayı der, ama bence kesinlikle Alman Lisesi’nden aldım.