İLHAN TAYMAN

11 Haziran 1942, İzmir

Alman Lisesi öğrenim yıllarınız:

1954-1961

Alman Lisesi sonrası eğitiminiz:

Kabataş Erkek Li̇sesi̇ 1963 – İstanbul Üniversitesi İkti̇sat Fakültesi̇ 1968

Mesleğiniz:

İkti̇satçı

Halen çalıştığınız yer / Bulunduğunuz pozisyon:

Danışmanlık Şirketi Sahibi

Meslek dışı çalışmalarınız:

İstanbul Alman Li̇seli̇ler Derneği̇, ALKEV Kurucu Mütevelli̇

Yabancı diliniz:

Almanca, İngilizce

Eşinizin adı:

Okşan

Eşinizin mesleği:

Emekli, ev hanımı

Çocuklarınızın isimleri:

Emir

E-posta adresiniz:

ilhantayman@yahoo.com

Cevapları görebilmek için soruların üzerlerini tıklayınız.
Alman Lisesi’ne giriş hikâyeniz nedir?

Sene 1954, ilkokulu bitirdiğim yıl. Bir gün, ağabeyim (benden 14 yaş büyüktü ve Y. Mimar olarak çalışıyordu) geldi ve iyi yabancı dil öğreten bir özel okuldan bahsedildiğini duyduğunu; okula kayıt için bir sınavdan geçmek gerektiğini söyledi. Hiç hazırlanmaya vakit yoktu, esasen o yıllarda sınava hazırlık için test hocaları henüz pek bilinmiyordu. Sonuçta sınavı kazandım ve okula başladım.

Alman Lisesi’nde nasıl bir öğrenciydiniz?

Alman Lisesi’nde, zaman zaman vasatın üzerinde bir öğrenci idim, ama genellikle vasattım.

Alman Lisesi’nde en sevdiğiniz ve en sevmediğiniz dersler nelerdi?

En sevdiğim ders Cahide Hoca’mdan (rahmetle anıyorum) dinlediğim tarih dersiydi. Sevmediğim ders pek yoktu.

Unutamadığınız öğretmen kimdir?

Unutamadığım öğretmenler dersek daha doğru olur. Frau Dr. Kochs, Herr Limpricht ve de Cahide Hanım.

Alman Lisesi’nde ders dışı faaliyetleriniz nelerdi?

Okul içinde, ders dışı faaliyet diye bir şey yoktu. Son ders bittiğinde, 13.15’den sonra okulda kalınmazdı. Hafta içi evde ders çalışıp, hafta sonu arkadaşlarla buluşup Beyoğlu Yeni Melek Sineması’na giderdik. Arada sırada da Site Sineması’nın üstünde Çatı Kulüp’de, Cumartesi günleri “Tanztee” düzenlerdik. İlham Gencer ve arkadaşlarının çaldığı slow parçalar eşliğinde dans eder,  sohbet ederdik. Saat 14:00-17:00 arasında yapıldığı için hava aydınlık olurdu. Kulübün perdelerini örter, kendimize göre gece kulübü havası yaratırdık.

Sıra arkadaşınız kimdi?

Her yıl değişirdi. Hatırladığım kadarı ile İmat, Sami, Tamer, Hulusi. Ancak daha önemlisi 60 yılı aşkın sürede arkadaşlığımızın devam ettiği isimlerdir. Rahmetli Ahmet Okur, Nevin Ait (Okur), Ahmet Sevil, Ahmet Cin, Orhan Göymen, Haluk Kaya, Zeynep Dağlaroğlu, Fatma Bursa (Sunman) , Kıvanç Sunman, Hüseyin Baran, Handan Baran, Doğan Gürelli, Ayten Gürelli, Fasih Öven, Ahmet İpekçi, Saffet Şatıroğlu, Ayşe Şatıroğlu ve daha pek çokları…

Alman Lisesi’nde okurken geleceğe dönük idealleriniz, planlarınız, hayalleriniz nelerdi?

Günü düşünmekten, geleceğe pek vakit kalmazdı. Ancak iyi bir Mimar olmayı hayal ederdim.

Sizin öğrencilik yıllarınızda dönemin koşulları nasıldı? Ülkenin ve okulun şartlarını şimdiyle nasıl kıyaslarsınız?

1954 yılında okul, savaş sonrası yeniden açılmıştı. Ancak donanımı eskiydi. Sınıflarda zemin yıpranmış muşambalarla kaplıydı. Sıralar eski moda kapaklı ve ahşaptı, üzerinde isimler ve tarihler kazılıydı. Bir altlık koymadan, kağıda yazı yazamıyorduk. Paltolarımızı koridordaki askılara koyardık. Teneffüslerde koşan öğrenciler çarpar, çoğunu yere düşürür, ezerdi. Beden Eğitimi salonu bakımsızdı. Toplar eski, minderler yıpranmıştı. Her şey yıllar geçtikçe düzeldi. Önemli olan iki yabancı dil öğrenmemizdi. İyi de öğreniyorduk.  Yıl 1958, Alman Lisesi’nin 90. Kuruluş yıl dönümü. Federal Almanya Cumhurbaşkanı Theodor Heuss okulu ziyarete geldi. İşte her şey o ziyaret sonrası hızla değişti. Sınıflara yepyeni polyester kaplı sıralar ve sandalyeler geldi. Kara tahta yerine hareketli yeşil tahtalar kondu. Zemin linolyum kaplanmıştı. Spor salonu baştan aşağı düzeltilmiş, çeşitli toplar gelmiş, minderler yenilenmişti. Sıçrama tahtaları ve atlama beygirleri konmuştu. Ve tabii ki; fen laboratuvarları yenilenmişti.  Ülkede, o yıllarda öğrenci hareketleri pek yoktu. Okula rahatça geliyor, çıkışta kızlı erkekli gruplar halinde Beyoğlu’ndan yürüyerek Taksim’e çıkabiliyorduk. Okula ilk başladığım yılda, Tünel’e henüz tramvay çalışmaya başlamıştı. Şişli, Kurtuluş ve Maçka istikametlerinden gelen öğrenciler tramvayı kullanırdı. Kadıköy yakasından vapurla gelen öğrenciler ise Karaköy’den tünel ile çıkarlardı. Okul servisi, ancak ilkokul bölümüne gelen Alman vatandaşı öğrenciler için vardı. Sokakta ve vasıtalarda, kız arkadaşlarımızı korumaya ve saygılı davranmaya alışmıştık.

Alman Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarınıza dair unutamadığınız, yıllar geçse de hatırlayıp, yâd ettiğiniz (olay, anı, kişi vb.) neler var?

Pek çok anı var. Ancak burada ikisini anlatacağım:

Okulun ana giriş kapısının solunda bir kum havuzu vardı. Spor saatlerinde, orada yüksek atlama ve uzun atlama yapardık. Yüksek atlama benim başarılı olduğum bir spor dalıydı. Bir gün yine çalışırken, iki direk arasına gerilen ipin serbestçe konması gerekirken, şaka olsun diye bir arkadaşım ipi iki direğe de sabitlemiş. Ben ipe takılınca direklerden biri devrilip kafamı yardı, çok kanıyordu, okul doktoruna gittik, iri yarı bir Alman’dı. Bana bakıp gülmeye başladı ve alay ederek “vurulmuş domuza benziyorsun” dedi. Sonradan onun amatör bir avcı olduğunu öğrendim. Hiç unutamadığım bir olaydır.

Okulun sonradan yapılmış ilave bir katı vardı. Biz ona “çatı katı” derdik. Yürüdüğümüz zaman hafifçe titrerdi. O yıl, Çanakkale civarında büyük bir deprem olmuştu. Din dersindeyiz. Hocamız Rüştü Bey, herkesin takıldığı ama sevdiği bir öğretmendi. Arkası sınıfa dönük tahtaya bir şeyler yazıyordu. Sınıfta iri yarı bir arkadaşımız vardı. Adı Erhan Bursa, nereden aklına geldi ise, oturduğu sandalye üzerinde hızlıca oturup kalktı, sınıf hafifçe titredi. Rüştü Hoca bir an durdu, tebeşiri elinden bıraktı. Erhan hareketini tekrarladı, bu defa Rüştü Hoca endişeli bir ifade ile sınıfa döndü “zelzele oluyor galiba” dedi ve sınıfı koşarak terk etti. Arkasından seslendik ama döndüremedik, çoktan binayı terk etmişti. Bu şakadan sonra Erhan’ın adı “zelzele Erhan” olarak kaldı.

Şu an sahip olduğunuz hayat tecrübesi ile o günlere, öğrencilik yıllarına dönmek mümkün olsa, neyi farklı yapardınız?

Pek farklı bir şey yapacağımı düşünmüyorum. Arkadaşlık benim için çok önemlidir. Bugün bile hala Alman Liseli arkadaşlarla sık görüşüyor, beraber olmaktan çok zevk alıyoruz. Dile kolay, 60 yıldan fazla bir dostluktan söz ediyoruz. Büyük kısmı, Alman Liseli kız arkadaşlarıyla evlenmiş ve halen beraberliklerini sürdürmekteler.

Alman Lisesi’nden sonra öğreniminize nasıl devam ettiniz?

Alman Lisesi’nden 1961’de 11. Sınıftan ayrıldım ve Kabataş Erkek Lisesi Fen Bölümü’nden Haziran 1963’de mezun oldum. 1963-1964 ders yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Yüksek Matematik Bölümü’ne devam ettim. Ertesi yıl İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdim ve 1968 yılında mezun oldum.

Alman Liseli oluşunuzun size ve kariyerinize neler kattığını düşünüyorsunuz?

İş hayatımı sürdürecek seviyede çok iyi Almanca ve İngilizce’nin yanı sıra, zamana saygılı ve dürüst bir insan olmayı öğrendim.

Alman Lisesi’ni Alman Lisesi yapan olgular nedir? Okulumuzu diğerlerinden ayıran özellikleri nasıl tanımlarsınız?

Her şeyden önce benim okuduğum yıllarda, İstanbul’da bildiğim kadarıyla tek karma okuldu ve bize beraber yaşamayı ve paylaşmayı, karşı cinse saygılı olmayı, onlarla nasıl diyalog kurulması gerektiğini öğretti. İki yabancı dili, aynı düzeyde öğreten sayılı okullardan biridir Alman Lisesi, ayrıca klasik müzik konusunda Frau Gaede’nin öğrettikleri, ileride genel kültür olarak çok yardımcı olmuştur.

Abitur yaptınız mı? Bunun size nasıl bir katkısı oldu? Bu sistemi nasıl değerlendirirsiniz?

Abitur yapmadım.

Alman Liselilik ruhu hakkında neler söylersiniz? Var olduğunu düşünüyorsanız, ifadesi nedir? Sizce geçmiş ve bugün arasında farklılıklar gösteriyor mu? Bu ruhun yansıttığı belirgin değerler olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa nasıl oluşturulabilir, ya da oluşturulabilir mi?

Alman Liseli ruhu, maalesef genelde gelişmemiştir. Küçük grupların beraberliklerinden söz edilebilir. Yıllarca Dernek Başkanlığı yapmış bir kişi olarak, çok çaba sarf ettim, tertip edilen balo, yemek, hatta Fasching’e katılım 60-70 kişiyi geçememiştir (Bir keresinde Taksim Intercontinental’de organize edilen bir baloya 120 kişi gibi rekor sayılacak bir katılım sağlanmıştı).  Bunun bence sebebi, okulda kaynaşmayı sağlayacak unsurların eksikliğidir. Yatılısı yoktur, birlikte öğle yemeği yoktur. 13:15’de ders çıkışı okuldan adeta sürülerek çıkartılır, eğitim sonrası okulda kalmamıza izin verilmezdi. Bireyselci ve kendi kendine yeten kişiler olarak yetiştirildiğimizi düşünüyorum. Ne kısa vadede, ne de uzun vadede küçük gruplar dışında bir büyük camia olarak bir araya gelmemizi pek mümkün görmüyorum. Çeşitli zamanlarda bir lokal fikri ortaya atılıp durur. Ancak bunun başarılı ve sürdürülebilir olması, bir arada olmayı istemeye bağlıdır. Yine burada, okuldaki yaşantımıza dönersek, çok olumsuz bir tablo ile karşılaşırız. Yine de, okuldan bir örnek vermek isterim. Benim de dahil olduğum eski jenerasyon; her ayın 2. Perşembesi Caddebostan Balık Adamlar Kulübü’nde bir araya gelerek akşam yemeği geleneğini yıllardır sürdürüyorlar. Bazen 40 kişiye kadar çıkan bir gruptan söz ediyorum. Yaz aylarında bu gelenek Bodrum’da da sürdürülüyor.

Edindiğiniz kariyerde ve halen bulunduğunuz pozisyona gelmenizde eğitimin yanı sıra, hangi etkenlerin yolunuzu açtığını düşünüyorsunuz?

Bir defa, iki yabancı dili iyi kullanıyor olmak en büyük avantajdı. Bunun yanı sıra, disiplinli çalışma alışkanlığı, zamana saygılı olmak, çevresiyle iyi ilişki kurmak ki; bunlar iş hayatında ilerlemek ve yükselmek için önemli faktörlerdir.

Bugün Alman Lisesi’nde öğrenim gören ya da ileride görecek olan gençlere tavsiye ve önerileriniz neler olur? Onlara hangi sektörleri hedef alan eğitimleri tavsiye edersiniz?

Şu anda Alman Lisesi, sadece lise olarak eğitim verdiğinden; 15-16 yaşlarına kadar başka eğitim kurumlarında yetişmiş öğrencilere bu yaştan sonra yeni formasyon vermek biraz zor olabileceğini düşünmekteyim. Yine de, hedef olarak ileride yükselen değer olan bilişim ve teknolojisine ağırlık vermelerini salık verebilirim. Tabii ki teknik dalların yanı sıra, finans sektörü de cazip alanlar arasında yer alıyor.

NİHAYET YAĞCI SORUYOR
Uzun yıllar dernek ve vakıf başkanlığı yaptınız. Hangisinden daha çok keyif alarak çalıştınız?

Uzun yıllar hem Dernek’te, hem de Vakıf’ta görev yaptım. Dernek’te, 6 yılı Başkan olmak üzere, 8 yıl çalıştım. Vakıf’ta ise, kuruluşundan itibaren ALKEV Okullarının açılış süresini de kapsayan, 6 yıl müddetle Kurucu Başkan olarak görev aldım. Bunların hepsinde çeşitli zorluklar ve çok keyifli olaylar yaşadım.

Derneğimiz, hukuki olarak fesih edilmek üzere iken, arkadaşımız Av. Coşkun Kayabaşlı’nın gayretleri ile tekrar hayatiyet kazanmasının ardından, başkan olarak 1986 yılında göreve başladım.

Hedefimiz, küçük gruplar dışında bir araya gelme alışkanlığı olmayan Alman Liselileri toplamak, eski arkadaşlıkları canlandırmak olacaktı. Okulda birlikte yemek bile yememiş, yatılısı hiç olmamış, saat 13:15’den sonra okulu terk etmek zorunda olan öğrencilerin, tekrar bir araya getirilmesi kolay değildi. Bunun için çeşitli yemekli, yemeksiz toplantılar, balolar, hatta birkaç defa “Fasching” tertipledik. Hepsine katılım 60-70 kişiyi geçmedi. Yılmadık, devam ettik, daha geniş kuşaklara yönelik tertipler yapmaya uğraştık. Gelenler, bizlerin kuşaklarından öteye pek geçmiyordu. Bir istisnası, önce okulda, daha sonra Tarabya’daki Alman Konsolosluğu bahçesinde düzenlenen “Sosis Günü” oldu. Buna katılım birkaç yüz kişi ile başladı, bizden sonra görev alan arkadaşlarımızın gayretleri ile artarak bin kişilerin üzerine çıktı. Halen, benden sonra, en uzun süre ile Dernek Başkanlığı’nı sürdüren Serhat Hacıpaşalıoğlu arkadaşımı; önemli ve farklı faaliyetlerinden dolayı kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.

Vakıf fikri Dernek içinden çıktı. İyi lisan öğreten bir ilkokul kurma fikri üzerinde çalışırken, bu işi dernek değil bir Vakıf çatısı altında yapılmasının yasal düzenlemeler açısından daha uygun olacağı konusunda fikir birliğine varıldı. 1996 yılında, 62 kurucu üyenin iştiraki ile ALKEV Alman Liseliler Kültür ve Eğitim Vakfını kurduk.

Yola çıktığımız zaman, bir anaokulu ve bir ilkokul kurmayı planlarken, yönetmeliklerde değişiklik yapıldı ve ilköğretim 8 yıla çıktı. Projemizi buna uygun şekilde revize ettik. Sıra, bir arsa bulmaya gelmişti. Bana Vakıf’ta çok yardımcı olan Ayhan Paksoy arkadaşımın önerisi ile Büyükçekmece Belediyesi’ni ziyaret ettik. Başkan Hasan Bey elinde eğitim için tahsis edilmiş büyük bir araziden söz etti. Yeri beğendik, arazinin en üst kısmından 30 dönümü uygun şartlarda satın aldık. 2000 yılının ilk yarısında, hem proje, hem eğitim programlaması için kadroları oluşturduk. 1999 yılında yaşanan deprem felaketini de dikkate alarak, inşaatın çelik konstrüksiyon olarak yapılmasını planladık. Mimarımız Alman Liseli arkadaşımız Fatih Gorbon idi. 2000 yılı Haziran ayında, o zaman Ayçiçek tarlası olan araziye temel attık ve 3 ay içinde okulu eğitime açılacak hale getirdik. En heyecan verici anım, Eylül başında bir Pazartesi günü eğitime başlanacaktı, ancak henüz gerekli müsaade Ankara’dan çıkmamıştı. İzin Cuma günü 16:50’de çıktı. Ve Pazartesi eğitime başlayabildik. Müsaade 15 dakika daha gecikseydi okulun açılışı bir yıl ertelenecekti. Sonuçta 2000 Eylül ayında 64 öğrenci ve tam kadro öğretmen ve yöneticilerle eğitime başladık. O günün anısına, 64 adet çam fidanı diktik ve bugün anaokulu binası önünde bir koruluk oluştu.

Bana, Vakfın kuruluşundan ALKEV Okullarının açılışına kadarki sürede büyük yardımları olan, maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen tüm Alman Liseli arkadaşlara, burada teşekkürlerimi tekrarlamak isterim.