MERAL TAMER

Gazeteci, köşe yazarı, aktivist

19 Şubat 1946, İstanbul

Alman Lisesi öğrenim yıllarınız:

1956 – 1964

Alman Lisesi sonrası eğitiminiz:

Işık Mühendislik Mimarlık Yüksek Okulu

Mesleğiniz:

2 yıl mimar olarak çalıştım; 41.5 yıl da gazeteci ve köşe yazarı olarak.

Halen çalıştığınız yer / Bulunduğunuz pozisyon:

Konferans veriyorum. Ağustos 2015’te, Türkiye’deki siyasi ortam nedeniyle, gazeteciliğe nokta koymak durumunda kaldım.

Meslek dışı çalışmalarınız:

Çeşitli vakıf ve derneklerde, danışma kurulu üyesiyim.

Eserleriniz:

Aşkolsun Kanser (2010)

Yabancı diliniz:

Almanca, İngilizce

Çocuklarınızın isimleri:

Doğa Tamer

E-posta adresiniz:

mrltamer@gmail.com

Cevapları görebilmek için soruların üzerlerini tıklayınız.
Alman Lisesi’ne giriş hikâyeniz nedir?

5 yaşından beri, İstanbul Belediye Konservatuvarı’nın piyano bölümünde, eğitim görüyordum. Annem, piyano derslerimin aksamaması için, öğlene kadar eğitimi olan Alman Lisesi’ni tercih etmişti.

Alman Lisesi’nde nasıl bir öğrenciydiniz?

İyi ve çalışkan bir öğrenciydim.

Alman Lisesi’nde en sevdiğiniz ve en sevmediğiniz dersler nelerdi?

En sevdiğim ders matematik, en sevmediğim ders tarihti.

Unutamadığınız öğretmen kimdir?

Matematik öğretmenimiz, Herr Neeb

Alman Lisesi’nde ders dışı faaliyetleriniz nelerdi?

Tiyatro, klasik müzik, spor

Sıra arkadaşınız kimdi?

Her yıl değişirdi. Ali Söylemezoğlu, Metin Fadıllıoğlu, Röne Kastaryano, Ayşe Dener…

Alman Lisesi’nde okurken geleceğe dönük idealleriniz, planlarınız, hayalleriniz nelerdi?

Almanya’da üniversiteyi okumak (matematik bölümü) ve tanınmış bir matematikçi olmak.

Sizin öğrencilik yıllarınızda dönemin koşulları nasıldı? Ülkenin ve okulun şartlarını şimdiyle nasıl kıyaslarsınız?

Ben öğrenciyken, Menderes iktidarının baskıcı son yıllarını, 27 Mayıs 1960 ihtilalini, Menderes ve iki bakanının idamını yaşadık. Bunları hatırlayınca, ülkenin durumu parlaktı denemez. Alman Lisesi’nin durumuna gelince, o dönem çok iyiydi. Ben eğitim gördüğüm yıllarda da, sonrasında da okulumla hep iftihar ettim. Okulun bugünkü şartlarıyla ilgili pek fikrim yok.

Alman Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarınıza dair unutamadığınız, yıllar geçse de hatırlayıp, yâd ettiğiniz (olay, anı, kişi vb.) neler var?

İlk aşklar, ergenliğe geçiş, Tarabya’daki tadına doyulmaz Sportfest’ler… Onuncu sınıftayken, dört ay arayla, babamın ve annemin vefatı, on bir ve on ikinci sınıfları, edebiyat öğretmenim, Suzan Batıman’ın yanında, pansiyoner olarak okumam…

Şu an sahip olduğunuz hayat tecrübesi ile o günlere, öğrencilik yıllarına dönmek mümkün olsa, neyi farklı yapardınız?

Annemi konservatuvara gitmemeye ikna edip, Alman Lisesi’ndeki öğrencilik hayatımın, sonuna kadar,  tadını çıkartmak isterdim. Ben, okuldan apar topar çıkıp, konservatuardaki derslere yetişmek zorunda olduğum için, arkadaşlarımın ders dışındaki sosyalleşmelerinden, hep mahrum kalırdım.

Alman Lisesi’nden sonra öğreniminize nasıl devam ettiniz?

Annemlerin vefatıyla birlikte, üniversiteyi yurt dışında okuma hedefim suya düştü. Işık Mühendislik Mimarlık Yüksek Okulu’nda eğitim gördüm ve mimar oldum.

Alman Liseli oluşunuzun size ve kariyerinize neler kattığını düşünüyorsunuz?

Okulumuz, bizlere belli bir düşünme disiplini, analiz yeteneği, muhakeme zenginliği, netlik ve dakiklik aşılamıştır. Bunlar bütün hayatımı olumlu etkiledi; kariyerimde çok daha hızlı ilerlememi sağladı. Alman Lisesi’nden mezun olduğunuzu yeni öğrenen herkes, size takdir ve saygıyla bakar. O dönemde Alman Lisesi’nden mezun olmak, zoru başarmaktı.

Alman Lisesi’ni Alman Lisesi yapan olgular nedir? Okulumuzu diğerlerinden ayıran özellikleri nasıl tanımlarsınız?

Bireyselliğe çok açıktı. O dönemde, forması olmayan belki de tek okuldu. İstediğimiz kıyafetlerle okula giderdik. Ne öğle yemeği, ne de yatılı bölümü vardı. Dolayısıyla, herkes kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmişti. Alman Lisesi’nde inişli çıkışlı öğrenci sevilmez. Sınavların ve derslerin yapısında süreklilik vardır. Buna ayak uyduramayan kendini kapının dışında bulur. Kız-erkek, karışık eğitim gördüğümüz için karşı cinsi daha yakından tanıyarak, arkadaş olarak büyüdük. Belki de, bu nedenle, ben hiçbir zaman klasik kadın davranışı gösteremedim.

Abitur yaptınız mı? Bunun size nasıl bir katkısı oldu? Bu sistemi nasıl değerlendirirsiniz?

Benim zamanımda, Abitur yapmadan mezun olunamazdı. Bütün derslerden tekrar sınava girmek, öğrendiklerimizi yeniden gözden geçirebilme imkanı veriyordu ve bence okulumuzun bir artısıydı.

Alman Liselilik ruhu hakkında neler söylersiniz? Var olduğunu düşünüyorsanız, ifadesi nedir? Sizce geçmiş ve bugün arasında farklılıklar gösteriyor mu? Bu ruhun yansıttığı belirgin değerler olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa nasıl oluşturulabilir, ya da oluşturulabilir mi?

Ben, bugünü bilemem, ancak kendi dönemim ve 8-10 yıl sonrasıyla ilgili konuşabilirim. Ve bu çerçevede, Alman Liselilik ruhu tabii ki var. Davranış setimizi etkileyen, bize aşılanmış değerimiz olduğunu, sanırım oybirliğiyle kabul ederiz. Titizlik, dakiklik, netlik, disiplin, rakamlara hakimiyet, ezberlemek yerine anlamaya çalışmak, sorgulayıcı düşünmek, sorumluluk almak, kültür-sanata yatkınlık… Bunları alt alta koyduğunuzda bayağı ortak bir ruh ortaya çıkıyor. Ancak ben mezun olalı 53 yıl oldu. Ve bu sürede, dünyada, her alanda öylesine büyük değişimler ve altüstlükler oldu ki, Alman Lisesi’nin değerleri de bir ölçüde çağa ayak uydurmuştur diye düşünüyorum.

Edindiğiniz kariyerde ve halen bulunduğunuz pozisyona gelmenizde eğitimin yanı sıra, hangi etkenlerin yolunuzu açtığını düşünüyorsunuz?

Kişisel özelliklerim herhalde. Hayata olumlu bakarım; bardağın hep dolu tarafını görürüm. Kendimle barışığımdır. Çok çalışkan ve disiplinliyim. Dikkatim hiç dağılmadan uzun saatler çalışabilirim. Alman Lisesi bizlere, kişisel yeteneklerimizi alabildiğine geliştirme imkanı vermiştir. Şans faktörünü de hesaba katmak gerekir.

Bugün Alman Lisesi’nde öğrenim gören ya da ileride görecek olan gençlere tavsiye ve önerileriniz neler olur? Onlara hangi sektörleri hedef alan eğitimleri tavsiye edersiniz?

Neye merakınız varsa, kendinizi yoklayıp ilgi duyabileceğiniz şeylerin peşinden gidin. Arayışlarınızda, yelpazeyi geniş tutun ki seçme şansınız çok olsun. Ama en önemlisi, mutlaka yüreğinizin sizi götürdüğü yere gidin. Ben, radikal bir kararla, mimarlığı bırakıp gazeteciliğe geçiş yaptım. Ve böylelikle, 40 yıl boyunca, hobisini mesleği olarak yapabilen nadir şanslı insanlardan biri oldum.

Basın dünyasında örnek aldığınız kişi ya da kişiler kimler oldu?

Rol modelim, rahmetli Uğur Mumcu’ydu. Aynı gazetede çalışırdık. Belgelere dayalı gazetecilik yapar, devletteki yolsuzlukları ortaya çıkartır ve son derecede kıvrak üslubuyla, yazdıklarını bir çırpıda okuturdu.

Türkiye’de tüketici bilincinin oluşmasında önemli rol oynamış bir isimsiniz. Bugünün tüketicisi yeterince bilinçli mi sizce?

Ben, 1983 yılında Cumhuriyet’de, tüketici hareketini başlattığımda, hiçbir hakkı olmayan, boynu bükük, kaderine razı bir tüketici profiliyle karşı karşıyaydık. Bu nedenle, kısa sürede çok yol aldık. Bugün gelinen noktada, internetin ve sosyal medyanın da katkısıyla, tüketicilerimiz sadece Türkiye’deki değil, dünyadaki gelişmeleri de günü gününe izliyor. Ve çok bilinçli. Hatta, günümüzde artık tüketici kral! Firmalara, neyi üreteceklerini tüketici dikte ediyor.

Ekonomi yorumlamak ciddi bir donanım gerektirdiği gibi ciddi bir de sorumluluk taşıyor. Bu konuda kendinizi baskı altında hissettiğiniz, yanlış ya da eksik bir yorum yapmaktan çekindiğiniz oldu mu?

Alman Lisesi’ndeki yıllarımızda, bizlere daima yüksek sorumluluk duygusu aşılandığı için, sonrasında her konuda çok doğal olarak ve kendiliğinden hep sorumlu davrandım; hiç sıkıntım olmadı. Yine Alman Lisesi’nin bize aşıladığı sorgulayıcı düşünme pratiği sayesinde, her yazıyı o kadar kılı kırk yararak hazırlarım ki genelde hata olmaz. Yazılarda, eksik kalan yorum zaman zaman olur; ama kime göre eksik? Nereden baktığınıza bağlı olarak, o da değişir.

Yorum yapar, yazı yazarken ipuçlarınız hangi mecralardan alırsınız, nasıl bir hazırlık yaparsınız?

Gerek iş dünyası, gerek akademi, gerekse sanat dünyasından yıllar içinde oluşmuş, çok geniş bir çevrem var. Klasik müzik konserinde bile, en çarpıcı haberler gelir beni bulur. Okurla, sıradan vatandaşla tüketici haklarını koruduğum yıllardan kalma bir ilişkimiz var. Hiç çekinmeden yanıma gelirler ve aramızdaki güven nedeniyle, çok enteresan bilgiler verirlerdi. İsterler ki başkası yazmasın ben yazayım. Ben yazarsam daha etkili olacağını düşünürlerdi. 2000’li yıllarda e-posta da devreye girdi. İş dünyasından da, rakipleri hakkında çok ilginç bilgiler aktaranlar olmuştur; işte o noktada çok ince eleyip sık dokumak lazım. Bu tür durumlarda, bilgi doğru olsa da yazıp yazmamakta tereddüt ettiğiniz oluyor.

Bir ekonomi yorumcusu ve yazarı olarak yıllar boyunca iş dünyası ile ilişkilerinizi nasıl bir çizgide yürüttüğünüzü düşünüyorsunuz?

Tatlı-sert diyelim. Beni hem severler, hem de çekinirlerdi. Tüketici haklarını yerleştirmek adına, rahmetli Vehbi Koç ve Sakıp Sabancı dahil Türk Sanayici ve İşadamları Derneği TÜSİAD’ın tüm ağır toplarıyla defalarca didişmişliğim vardır. Ancak bilirlerdi ki amacım, bağcıyı dövmek değil, üzümü toplamak. Yıllar içinde siz de olgunlaşıyorsunuz, karşı taraf da… Birbirinizi daha iyi anlıyorsunuz.

Türkiye’de ekonomi gazeteciliğini ne kadar efektif buluyorsunuz?

Bugün gelinen noktada, sadece ekonomi gazeteciliğini değil, gazeteciliğin diğer alanlarını da maalesef hiç efektif bulmuyorum. Her alanda, efektif gazetecilik için, baskıların olmadığı bir ortam lazım. Demokrasiniz üzerinde kara bulutlar dolaşıyorsa, efektif gazetecilik yaptırmazlar size.

Bugünün sosyal medyasında herkes kolayca eleştiri bombardımanına tutulabiliyor. Siz de zaman zaman yazılarınız nedeniyle maruz kalmışsınızdır. Ne kadar etkileniyorsunuz bu tepkilerden?

Örneğin, 4 yıl önce yazdığım bir şort yazısı nedeniyle, laik kesim tarafından öylesine eleştirildim ki, sosyal medyada sadece Türkiye’de değil, ABD halkı uyanıncaya kadar dünyada da topic trend olmuştum. Valla pek etkilenmem. Hatta yazılanların çoğunu okumam bile. Belki kendi yazdığıma çok güvendiğim için, belki de 41.5 yıllık gazetecilik hayatımda, sadece 2 ya da 3 kez başıma geldiği için…

Ekonomi ve gündem dışı bir alanda yazmak isteseydiniz bu ne olurdu?

Sanat, klasik müzik ve bilimdeki yeni gelişmeler… Zaten zaman zaman yazmışlığım da vardır.

Bugün meslek hayatınızın ilk günlerine dönmek şansınız olsa tercihinizi yine gazetecilikten yana mı kullanırdınız? Hangi zaman diliminden bahsediyoruz?

Eğer, benim mimarlıktan gazeteciliğe geçiş yaptığım 70’li yılların ortasından söz ediyorsak, elbette yine gazeteci olabilmek için Cumhuriyet’in kapısında yatardım. Ama, günümüz koşullarında, artık kimseye gazeteci olmasını tavsiye etmem.

FATMA ERKMEN SORUYOR
Her zaman neşeli olmayı, kahkahalar atabilmeyi nasıl başarıyorsun?

Alman Lisesi’nde, 10. sınıftayken, hem annemi hem de babamı 4 ay arayla kaybettim. İtinayla büyütülmüş tek çocuktum. Yapayalnız kalınca, öyle büyük bir travma yaşadım ki, ancak geçmişi unutarak ve bardağın hep dolu tarafını görerek hayata tutunmaya çalıştım. Sonrası, kendiliğinden geldi. Yüzünden gülümsemesi eksik olmayan, kolay neşelenebilen, pozitif bir insan olup çıktım.

İş hayatına mimar olarak başlayıp sonra gazeteciliğe geçtin. Bu dönüşüm nasıl oldu?

Ben, 68 kuşağıyım. O dönem gençliği olarak, kendi ülkemizi, hatta dünyayı kurtarma iddiamız vardı. Siyasete, bir ucundan bulaşmalıydım. Türkiye için de dünya için de söyleyecek sözüm vardı. Bu düşünce öylesine güçlüydü ki, 2 yıl mimarlık yaptıktan sonra, sıfırdan gazeteciliğe başlamak için bütün imkanlarımı zorladım.

Yemek yapmayı seviyorsun ve çok lezzetli yemekler yapıyorsun. Bu merak nasıl başladı?

Yemek yapmak benim hobim, tıpkı klasik müzik dinlemek gibi… Yaratıcılığımı sonuna kadar kullanırım. Tabakları, bir ressamın tablosu gibi hazırlamaya çalışırım. Hiç ölçü kullanmam; yemeği pişirirken sık sık, tadarak lezzetini veririm. Annem çok güzel yemek yapardı; malzemeleri özenle seçerdi. Ben de, bugün hala bütün malzemeleri kendim alırım; bir yemek için, 8-10 farklı yerden alışveriş yaparım. Bakkala, manava, markete telefon açıp ya da internet üzerinden sipariş verdiğim, vaki değildir. Bütün alışverişimi, her zaman kendim yaparım.

BURHAN ŞENATALAR SORUYOR
Alman Lisesi’nde okumaya başladığında alışmakta zorluk çektin mi?

Hayır, hiç çekmedim; ama, ben zaten yeni girdiğim her ortamlara çok kolaylıkla uyum sağlarım. Böyle bir yeteneğim var.

Okuduğun dönemde Alman Lisesi’nin sosyal profili nasıldı?

Şimdikinden farklı olduğunu sanmıyorum. Sınıf arkadaşlarımız, gelir ve eğitim düzeyi yüksek ailelerin çocuklarıydı.

Geriye baktığında disiplin boyutunun fazla olduğunu düşünür müsün?

Kesinlikle hayır; çünkü, bizim evde, annemin sıkı disiplininin yanında, Alman Lisesi disiplini fasa-fiso kalırdı.

Alman Lisesi mezunlarının ortak (çoğunda görülen) özellikleri var mıdır?

Olmaz mı; hem de çok. Mükemmeliyetçilik, titizlik, dakiklik, netlik, sorumluluk alma, ezber yerine anlamaya çalışma, sorgulama, muhakeme zenginliği, analiz yeteneği, kültür-sanata yatkınlık… Bu özellikler, hayatımın her alanında, bana olumlu katkı yaptı; kariyerimde çok daha hızlı ilerlememi sağladı.

Alman Lisesi mezunları arasındaki dayanışmayı başka yabancı dilli okullara göre nasıl değerlendirirsiniz?

Biz, Alman Lisesi’nde birey olmayı, özgür düşünmeyi, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendik. Bu özellikler bana göre dayanışmayı özendirmiyor. Kaldı ki, birbirimizle vakit geçirip kaynaşacağımız yatılı bölümü, hatta öğle yemeği bile yoktu.

Alman Lisesi’nin bugünkü eğitimi hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz?

Maalesef bilgi sahibi değilim.